3 Ocak 2011 Pazartesi

UTANMA!!!

İnternet çağının başlamasıyla ve yaygınlaşmasıyla insanlarda bir takım karakteristik değişmler başladı.Şöyle ki insanların birbirlerini görmediği tamamen sanal bir ortamda iletişime geçmesi tıpkı bir perdenin arkasından fikirleriyle yüzleşmeleri gibidir...karşısındakinde kendi suretini arama kaygısı olmadan..tamamen pürüzsüz bir ortam...her türlü kandırmacanında olabileceği ama bu perdenin verdiği güvenle rahatça konuşulabilen ,paylaşılabilen bir ortam ...bu bağlamda kişiler çekinmeden istedikleri gibi fikirlerini ,duygularını öne sürebilmektedir...bu da önemli ölçüde utanma duygusunu azaltır...mesela; hoşlandığınız birine duygularınızı ,tanıdığınız dahi olsa, bu yolla rahatça belirtebilirsiniz...yüz yüze ifade etmenin zorluğu bu şekilde ortadan kalkar yani bir nevi utanma duygusu...bu eskiden mektuplarla yapılırdı, şimdi internet ortamında rahatça...tek fark bu evrelerin uzunluğudur...bu yüzden dikkatimiz bu kadar cezbedilmekte....kısaca ifade etmek gerekirse; günümüzde dünyanın artık daha hızlı dönmesinin, her şeyin hızlı yaşanmasının, isteklerimizi daha hızlı karşılamak istememizin yanında bu küçük bir paya sahip belki...






İŞTE İNTERNET ÇAĞININ GETİRMİŞ OLDUĞU RAHATLIĞI BURADA YETERİNCE GÖRÜYORUZ!!!:)


SELÇUKLU MİMARİSİ ALAEDDİN CAMİİ

   
 

Konya’da Alâeddin tepesinde Alâeddin Keykubad  zamanında yapılmıştır. Düzgün olmayan ve üç bölüme ayrılan bir planı vardır. Çarpık bir plana sahiptir.Caminin kuzeyinde geniş bir avlu yer almaktadır. Kıble duvarının batı kesimi doğu kesimine nazaran daha kalındır.  
 
Kuzeyden, Karatay Medresesi tarafından bakıldığında minyatür bir kaleyi andıran Alaeddin Camii Konyadaki en eski camidir. Evliya Çelebi’nin “Diller ile anlatılamayacak, kalemlerile yazılamayacak kadar güzel bir camidir.” Dediği Alâeddin Camii, 12.Yüzyıl ortalarına tarihlenen erken dönem Selçuklu eserlerindendir


 Camiin orta bölümüne Selçuk sultanı Rükneddin Mesud zamanında başlandı(1155). Yanlardaki bölümlerinin temeli Keykâvus devrinde atıldı ve Alâeddin Keykubad devrinde bitirildi(1210-1220).Yapının mimari Muhammed bin Havlan-el-Dımışki’dir.
 
Önce saray camii olarak kullanıldığı,sonradan halka açıldığı sanılmaktadır.Binanın sağ ve sol kanatlarının üzeri düz çatı ile örtülmüştür;orta bölümün üzerini bir kubbe kapatır,kubbenin kare plana üçgen parçalarla oturuşu Selçuk mimarlığı özelliklerinden biridir.
nSağ ve sol kanatların içini,hristiyan, eski yunan ve roma yapılarından alınmış altmış kadar sütun,birçok nefe böler.

Alâeddin Camisi, bütünüyle tek dönemde yapılmış bir cami değildir. Bu nedenle de değişik malzemeler kullanılmıştır. Yapımında daha önceki dönemlere ait çeşitli mimari parçalar kullanılmıştır. Bunların başında Eski Çağ kitabeleri, Grekçe yazılar, kilise mimari malzemeleri gelmektedir. Caminin dış cephesinde, batı yönündeki duvarlarda kemer açıklıklarını birbirinden ayıran payeler Bizans yapılarından getirilmiştir. Caminin içerisindeki üst örtüyü taşıyan kemerleri destekleyen sütunlar ve bunların başlıkları da devşirme malzemelerdir. 






nAlâeddin Camii’nin minaresi tuğladan yapılmıştır. Doğudaki yedi nefli bölümün avluyla birleştiği noktada, ibadet mekânı yüksekliğinde bir kaidenin üzerine, ince bir ustalıkla yapılmış olan minarenin şerefeden sonraki kısmı alt kısımlara nispeten kırmızı renktedir.  
Avluda,mihrabın karşısına gelen duvara yaslanmış, içlerinde Selçuk sultanlarının sandukaları bulunan iki türbe vardır.
Camide, özellikle avlu duvarları üzerinde pek çok kitabe mevcuttur. Bu kitabelerde;
Sultan I. Mesud (1116–1155)
II. Kılıçaslan  (1155–1192)
I. İzzettin Keykavus (1210–1220)
I.  Alaeddin Keykubad (1220–1237), olmak üzere dört Selçuklu Sultanının adı geçmektedir.

FATİH TÜRBESİNİN GEÇİRMİŞ OLDUĞU RESTORASYONLAR

  h
FATİH SULTAN MEHMET TÜRBESİ
        Ayvansarâyî, depremden zarar gören ilk türbe ve yeniden ihyası hakkında oldukça     detaylı bilgiler verir.

   İlk türbe 1766 yılında Kurban bayramının üçüncü günü, güneşin doğuşundan bir saat sonra meydana gelen büyük depremde harap olmuştu.
 


                   
Türbenin yeniden yapılmasına kısa süre sonra 16 Aralık 1766 yılında başlanmış ve 142 gün gibi kısa bir süre sonra tamamlanmıştır.
Türbe, 1782'deki Cibâli yangınında bir kez daha tahrip olmuştur. Çevre sakinlerinin çıkan bu büyük yangından kurtardıkları eşyalarını cami avlusuna yığmaları sonucu yangın buraya da sıçramış böylece türbe de zarar görmüştür.

Türbenin içinde bulunan bütün eşya sandukası ile birlikte yanmıştır. 
I. Abdülhamid tarafından türbe tekrar tamir ettirilmiş ve yeni bir sanduka yaptırılarak üzerine bir de Kabe Örtüsü serilmiştir, yenilenen kapı sövesinin üst kısmına 1194/1784-85 tarihli bir de kitabe yerleştirilmiştir.



Sultan I. Abdülhamid tarafından yaptırılan tamirde değiştirilen kapı sövesiyle birlikte türbe yeniden tefriş edilmiş, "teberrüken" üzerine örtülen Kabe örtüsünden başka kabir etrafına gümüşten oymalı zarif bir şebeke yapılmış ve dört kollu büyük gümüş bir şamdan asılmıştır. 


Türbe, Sultan Abdülaziz tarafından 1865-66 yıllarında bir kez daha tamir ettirilerek iç süslemeleri de yenilenmiştir.
Abdülfettah Efendi tarafından pencere üzerlerine yazılan Fetih ayetleri, kubbedeki Aşere-i Mübeşşire İsimlerinin etrafına, maalesef, aynı tamirde klâsik tezyini zevkimizle ilgisi olmayan renk ve motiflerle bezemeler yapılmıştır.
 
Sultan Fatih'in baş ucuna asılmış fetih hadisi de, yine aynı hattat tarafından yazılmıştır. Türbenin Osmanlı dönemindeki son tamiri Sultan Mehmed Reşad zamanında yapılmıştır .

                           http://www.osmanli700.gen.tr/mekanlar/mekanf3.html

                               http://www.3dmekanlar.com/tr/fatih-sultan-mehmed-turbesi.html


tp://www.google.com.tr/images?hl=tr&biw=1065&bih=403&q=fatih+t%C3%BCrbesi&um=1&ie=UTF-8&source=univ&ei=2UgiTcbJKMHA8QPXrcypBQ&sa=X&oi=image_result_group&ct=title&resnum=1&ved=0CCcQsAQwAAht